Borçlu Şirketin Borcu Nedeniyle Başkasının İşyerindeki Mallar Haczedilebilir mi?
İstihkak Davası, Organik Bağ ve Mülkiyet Karinesi
Bir şirketin borçlarından dolayı, o şirketle ailevi veya ticari ilişkisi bulunan başka bir kişinin işyerindeki malların haczedilmesi mümkün müdür? Aynı soyadını taşımak, aynı sektörde faaliyet göstermek veya geçmişte aynı işyerinde çalışmış olmak, farklı kişilere ait malvarlıklarının birbirine karıştırılması için yeterli midir?
İcra ve iflas hukukunda bu soruların cevabı; istihkak iddiası, zilyetlik, mülkiyet karinesi ve organik bağ kavramlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Özellikle aile şirketlerinin yaygın olduğu ticari hayatta, bir işletmenin ekonomik güçlük içerisine girmesi veya borçlarını ödeyememesi sonrasında aynı aileden başka bir kişinin ticari faaliyette bulunması, zaman zaman alacaklılarla üçüncü kişiler arasında uyuşmazlıklara yol açmaktadır.
Alacaklı, borçlu şirketin faaliyetlerini başka bir işletme üzerinden sürdürdüğünü iddia edebilir. Buna karşılık üçüncü kişi, haczedilen malların kendisine ait olduğunu ve borçlu şirketin borçlarından sorumlu tutulamayacağını ileri sürebilir.
Bu uyuşmazlıkların çözümünde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 96, 97, 97/a ve 99. maddeleri belirleyici öneme sahiptir.
1. İstihkak Davası Nedir?
İstihkak davası, icra takibi sırasında haczedilen bir mal üzerinde borçlu dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet veya başka bir ayni hak iddia etmesi nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne yönelik davadır.
Kural olarak icra takibi, borçlunun malvarlığı üzerinde yürütülür. Bir kişinin başka bir kişiye borçlu olması, aralarında akrabalık veya ticari ilişki bulunan herkesin mallarının haczedilebileceği anlamına gelmez.
Ancak haczedilen malların gerçekte kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık çıkabilir. Örneğin bir limited şirketin borcu nedeniyle haciz işlemi gerçekleştirilirken, aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir işletmedeki makine ve ekipmanların borçlu şirkete ait olduğu iddia edilebilir. İşletme sahibi ise bu malları kendi ticari faaliyeti kapsamında edindiğini ileri sürebilir.
Bu durumda yalnızca tarafların beyanları değil; haciz adresi, taşınır malların zilyetliği, edinim belgeleri, ticari kayıtlar ve işletmeler arasındaki ilişkiler birlikte değerlendirilmelidir.
İstihkak hukukunun amacı, alacaklının meşru tahsil hakkı ile üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı arasında kanunun öngördüğü dengeyi kurmaktır.
2. Borçlu Şirketin Borcundan Dolayı Üçüncü Kişinin Malları Haczedilebilir mi?
Bu sorunun cevabı, malların gerçekten kime ait olduğuna ve borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ilişkinin hukuki niteliğine bağlıdır.
Türk hukukunda gerçek kişiler ve tüzel kişiler ayrı malvarlıklarına sahiptir. Limited şirketin borçlu olması, aynı aileden başka bir kişinin veya ayrı bir ticari işletmenin bütün mallarının kendiliğinden haczedilmesini haklı kılmaz.
Bununla birlikte hukuki kişiliklerin ayrılığı ilkesi, muvazaalı işlemleri koruyan sınırsız bir güvence değildir.
Borçlu şirketin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla başka bir şirketi kullanması, malvarlığını gerçekte karşılıksız biçimde devretmesi veya ticari faaliyetlerini görünüşte başka bir tüzel kişilik üzerinden yürütmesi durumunda organik bağ ve muvazaa tartışmaları gündeme gelebilir.
Buradaki temel ayrım, gerçek ve bağımsız bir ticari faaliyetin mi bulunduğu, yoksa borçluya ait ekonomik varlıkların üçüncü kişi görünümü altında mı sürdürüldüğüdür.
Dolayısıyla aynı soyadı veya benzer ticari faaliyet tek başına yeterli olmamakla birlikte, bunlara başka somut olguların eşlik etmesi hukuki değerlendirmeyi değiştirebilir.
3. İİK 97 ve İİK 99 Arasındaki Fark Nedir?
İstihkak uyuşmazlıklarında belirleyici meselelerden biri, haczedilen malın kimin zilyetliğinde bulunduğudur.
İİK 97: Borçlunun Zilyetliğinde Bulunan Mallar
Borçlunun elinde bulunan veya borçlu ile üçüncü kişinin birlikte zilyetliğinde kabul edilen taşınırlar bakımından İİK 96 ve 97. maddelerde düzenlenen prosedür uygulanabilir.
İstihkak iddiasına itiraz edilmesi üzerine icra müdürlüğü dosyayı icra mahkemesine gönderir. Mahkeme, takibin devamına veya ertelenmesine ilişkin değerlendirme yapar. Takibin devamına karar verilmesi hâlinde üçüncü kişi, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açmak zorundadır.
İİK 99: Üçüncü Kişinin Zilyetliğindeki Mallar
Haczedilen taşınırın borçlunun elinde olmayıp üzerinde hak iddia eden üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunması hâlinde İİK 99 uygulanır. Bu durumda icra müdürü, üçüncü kişi aleyhine istihkak davası açması için alacaklıya yedi günlük süre verir.
Alacaklı süresinde dava açmazsa üçüncü kişinin istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır.
Bu ayrımın temel önemi, davayı açma yükümlülüğünün ve mülkiyet karinesine bağlı ispat yükünün farklılaşmasıdır.
Üçüncü kişi zilyetliğindeki mallar açısından mülkiyet karinesi kural olarak üçüncü kişi lehine işler. Buna karşılık malın borçlu elinde bulunması veya ortak zilyetliğin kabul edilmesi durumunda borçlu lehine karine gündeme gelebilir.
İcra müdürlüğünün İİK 97 veya 99 kapsamında gerçekleştirdiği işleme karşı, koşulları oluştuğunda İİK 16 çerçevesinde şikâyet yoluna başvurulması mümkündür. Bu usul meselesi, malın mülkiyetine ilişkin istihkak davasından ayrı değerlendirilmelidir.

4. Haczin Üçüncü Kişinin İşyerinde Yapılması Neden Önemlidir?
Bir işyerinde gerçekleştirilen haciz sırasında öncelikle fiilî kullanım ve zilyetlik durumunun belirlenmesi gerekir.
Haciz adresinin kime ait olduğu, işyerinin hangi kişi tarafından işletildiği, ticaret sicili ve vergi kayıtlarının kimi gösterdiği, haciz sırasında kimin hazır bulunduğu ve mallar üzerinde fiilî hâkimiyetin kimde olduğu önemli göstergelerdir.
Bununla birlikte yalnızca vergi levhasının üçüncü kişi adına olması, haczedilen bütün malların kesin olarak o kişiye ait olduğunu göstermez. Benzer şekilde işyerinde borçlu şirketle bağlantılı bazı evrakların bulunması da tek başına bütün malların borçlu şirkete ait olduğunu kanıtlamaz.
Haczin yapıldığı yerin geçmişte başka bir işletme tarafından kullanılmış olması, eski ticari belgelerin muhafaza edilmesi veya aynı sektördeki kişiler arasında ticari ilişkiler bulunması hayatın olağan akışı içerisinde açıklanabilir. Ancak bu açıklamaların somut belgelerle desteklenmesi önemlidir.
5. Aynı Soyadını Taşımak Organik Bağ İçin Yeterli midir?
Organik bağ, özellikle birden fazla ticari işletme veya şirket arasında ekonomik ve hukuki ayrılığın gerçekte korunup korunmadığının araştırılmasında kullanılan bir kavramdır.
Aile üyelerinin birbirinden bağımsız ticari faaliyetlerde bulunması mümkündür. Bir kişinin borçlu şirketin ortağı veya yöneticisiyle yakın akraba olması, kendisinin de aynı borçtan sorumlu tutulmasını gerektirmez.
Ancak akrabalık ilişkisi başka unsurlarla birlikte değerlendirilebilir. Örneğin bir şirketin faaliyetlerini sonlandırmasının hemen ardından başka bir şirketin kurulması, üretim araçlarının bedelsiz aktarılması, çalışanların topluca devredilmesi, eski şirketin fiilen aynı kişiler tarafından yönetilmeye devam edilmesi veya malvarlıklarının birbirine karışması organik bağ tartışmasında önem kazanabilir.
Bu nedenle organik bağ iddiası ne yalnızca soyadı benzerliğine dayanılarak kabul edilmeli ne de şirketlerin farklı unvanlara sahip olması gerekçesiyle peşinen reddedilmelidir.
6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 Tarihli Kararı: Organik Bağın Sınırları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2026 tarihli, E. 2025/428, K. 2026/199 sayılı kararında organik bağ, mülkiyet karinesi ve ispat yükü bakımından önemli değerlendirmeler yapmıştır.
Uyuşmazlık, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağ bulunduğu iddiasıyla haczedilen mallar üzerinde alacaklının takibe devam etmek istemesinden kaynaklanmıştır.
Kararda, şirketler arasında benzerlik bulunmasının veya aynı sektörde faaliyet gösterilmesinin tek başına organik bağ için yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Hukuk Genel Kurulu, organik bağ değerlendirmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıyla bağlantılı olduğunu açıklamıştır.
Buna göre organik bağın uygulanmasında yalnızca biçimsel benzerlikler değil; malvarlığı aktarımı, ticari bağımlılık, yönetim ilişkileri, kötü niyetli işlemler ve alacaklılardan mal kaçırma amacı gibi hususlar araştırılmalıdır.
Kurul ayrıca organik bağın, hukuki kişiliklerin ayrılığına müdahale eden istisnai bir yaklaşım olması sebebiyle dikkatli uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
Somut olayda haczedilen malların üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunması, üçüncü kişi şirketin kuruluş tarihi, ticari kayıtlar ve bilirkişi incelemeleri birlikte değerlendirilmiş; alacaklının organik bağ ve mal kaçırma iddiasını ispatlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu karar, istihkak davalarında varsayımlar yerine somut ve denetlenebilir delillere dayanılması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
7. Haciz Yerinde Borçlu Şirkete Ait Eski Evrakların Bulunması Ne Anlama Gelir?
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, üçüncü kişinin işyerinde borçlu şirkete ait faturaların, senetlerin, çeklerin, eski sözleşmelerin veya bilgisayar kayıtlarının bulunmasıdır.
Bu belgeler borçlu ile üçüncü kişi arasında ilişki bulunduğuna işaret edebilir. Ancak bunların hukuki değeri belgenin tarihi, içeriği, bulunduğu yer ve işletmeler arasındaki ilişkinin niteliğine göre değişir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli kararı
2025/8733, K. 2026/1066. İncelenen olayda haciz, üçüncü kişi şirketin ticaret sicilinde kayıtlı işyerinde yapılmıştır.
Haciz sırasında borçluya ilişkin çeşitli belgelerin bulunması, tarafların aynı sektörde çalışması ve borçlu kişinin üçüncü kişi işyerinde çalışması gibi hususlar ileri sürülmüştür.
Yargıtay, haczin üçüncü kişi şirketin kayıtlı adresinde yapılmasını ve diğer somut koşulları dikkate alarak İİK 97 prosedürünün uygulanmasını doğru bulmamıştır.
Kararda, akrabalık, çalışma ilişkileri ve bulunan belgelerin organik bağ veya danışıklılık oluşturup oluşturmadığının istihkak davasında değerlendirilebileceği kabul edilmiştir.
Bu kararın dikkat çekici yönü, üçüncü kişinin işyerindeki her ticari bağlantının doğrudan borçlu zilyetliğine dönüşmeyeceğinin ortaya konulmasıdır.
Benzer biçimde Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.09.2023 tarihli, E. 2022/12677, K. 2023/5008 sayılı kararında da eski tarihli bilgisayar kayıtları ve ailevi ilişkilerin, somut olayda üçüncü kişi lehine mülkiyet karinesini çürütmeye yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Bununla birlikte her iki kararın, öncelikle İİK 97 ve 99 kapsamında uygulanacak prosedüre ilişkin uyuşmazlıklarla bağlantılı olduğu unutulmamalıdır.
8. Organik Bağ Hangi Durumlarda Üçüncü Kişi Aleyhine Sonuç Doğurabilir?
İstihkak davalarında üçüncü kişinin mülkiyet hakkının korunması kadar alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan işlemlerin önlenmesi de önemlidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19.02.2025 tarihli, E. 2024/7413, K. 2025/1388 sayılı kararı bu açıdan dikkat çekicidir.
Uyuşmazlıkta üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan sonra kurulması, şirketler arasındaki ortaklık ve ailevi ilişkiler, faaliyet alanlarının benzerliği, çalışan geçişleri ve diğer ticari olgular birlikte değerlendirilmiştir.
Ayrıca üçüncü kişinin sunduğu faturaların haczedilen malları yeterince ayırt edici nitelikte olmadığı üzerinde durulmuştur.
Yargıtay, somut olayın bütününde danışıklı işlemler bulunduğu sonucuna ulaşarak üçüncü kişi lehindeki kararın bozulmasına hükmetmiştir.
Bu karar, organik bağ değerlendirmesinde tek bir belirtiye değil, ekonomik ilişkilerin bütününe bakılması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla alacaklının organik bağ iddiası soyut bir şüpheden ibaret kalmamalı; üçüncü kişinin mülkiyet savunması da yalnızca işletmelerin farklı unvanlara sahip olduğu açıklamasına dayanmamalıdır.
9. Haczedilen Malların Üçüncü Kişiye Ait Olduğu Nasıl İspatlanır?
İstihkak uyuşmazlıklarında malın edinilme biçimi ve ticari kayıtlardaki karşılığı önem taşır.
Özellikle işletmelerde kullanılan makineler, üretim ekipmanları, bilgisayarlar, klimalar ve diğer demirbaşlar yönünden yalnızca fatura ibraz edilmesi her zaman yeterli olmayabilir.
Fatura ile haczedilen malın birebir eşleştirilmesi, ödeme hareketlerinin incelenmesi ve malın işletmede kullanılmaya başlandığı tarihin belirlenmesi gerekebilir.
Bu kapsamda şu deliller birlikte değerlendirilebilir:
- Fatura ve banka dekontları: Malın hangi tarihte, kimden ve hangi bedelle satın alındığını gösterir.
- Ticari defterler ve demirbaş kayıtları: Taşınırın muhasebe kayıtlarındaki yerini ortaya koyar.
- Seri numarası ve teknik özellikler: Satış belgesiyle hacizli malın eşleştirilmesini sağlar.
- Vergi dairesi kayıtları ve yoklama fişleri: İşletmenin kuruluş ve faaliyet geçmişini açıklar.
- SGK kayıtları: İşletmeler arasında çalışan geçişi olup olmadığını gösterir.
- Kira sözleşmesi ve abonelikler: İşyerinin fiilî kullanımına ilişkin bilgi sağlar.
- Ticaret sicili ve ruhsat kayıtları: Kuruluş, ortaklık, yönetim ve adres geçmişini gösterir.
Bu delillerin her biri tek başına kesin sonuca götürmeyebilir. Esas olan, haciz tarihi itibarıyla ortaya çıkan hukuki ve fiilî durumun bütün olarak değerlendirilmesidir.
Özellikle ticari defterlerin ve banka hareketlerinin birlikte incelenmesi, gerçek bir satın alma işlemi ile şeklen düzenlenmiş belge arasındaki ayrımın yapılmasına yardımcı olabilir.
10. İstihkak İddiasında Bulunma Süresi Kaç Gündür?
İstihkak iddiası bakımından süreler hak kaybına yol açabilecek niteliktedir.
İİK 96 uyarınca haczi öğrenen borçlu veya üçüncü kişi, kural olarak öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmalıdır.
İİK 97 kapsamında takibin devamına karar verilmişse üçüncü kişinin, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açması gerekir.
İİK 99 kapsamında ise üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunan mallar yönünden alacaklıya yedi günlük dava açma süresi verilir.
Bu sürelerin başlangıcı ve uygulanacak prosedür somut işlemin niteliğine göre belirlenir. Ayrıca icra müdürlüğünün hukuka aykırı olduğu ileri sürülen işlemlerine karşı İİK 16 uyarınca şikâyet yolu gündeme gelebilir. Genel şikâyet süresi de kural olarak yedi gün olmakla birlikte kanunda öngörülen istisnalar saklıdır.
Bu nedenle istihkak iddiası, istihkak davası ve icra müdürlüğü işlemine karşı şikâyet birbirine karıştırılmamalıdır.
11. İstihkak Davası Açılması İcra Takibini Kendiliğinden Durdurur mu?
İstihkak davasının açılması, her durumda icra takibinin kendiliğinden durması anlamına gelmez.
İİK 97 kapsamında icra mahkemesi, kanunun öngördüğü şartları değerlendirerek takibin devamına veya ertelenmesine karar verebilir. Takibin ertelenmesine karar verilmesi hâlinde teminat yükümlülüğü ve davanın reddi durumunda doğabilecek tazminat sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
İİK 99 kapsamında ise üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse haczedilen mal muhafaza altına alınmaz. Alacaklının süresinde dava açması hâlinde dava sonuçlanıncaya kadar haczedilen malın satışı yapılamaz.
Bir mahkemenin takibin durdurulmasına ilişkin karar vermesi durumunda da icra müdürlüğünün sonraki işlemlerinin bu karara uygun olması gerekir.
Ancak durdurma kararının kapsamı, hangi işlemleri etkilediği, yürürlüğe girdiği aşama ve sonradan değiştirilip değiştirilmediği ayrıca incelenmelidir. Dolayısıyla istihkak davasının varlığı ile mahkemece verilmiş takibin durdurulması kararı aynı hukuki sonuçları doğurmaz.
12. İstihkak Davasında Tazminat Riski Var mıdır?
İstihkak davaları yalnızca haczedilen malların mülkiyetini değil, bazı durumlarda tarafların tazminat sorumluluğunu da gündeme getirebilir.
İİK 97 uyarınca takibin ertelenmesine karar verilmiş ve dava sonunda istihkak davası reddedilmişse, alacaklının bu dava nedeniyle tahsili geciken alacak miktarının yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi söz konusu olabilir.
Buna karşılık istihkak davasının kabul edilmesi ve istihkak iddiasına itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyetinin belirlenmesi hâlinde, kanunda öngörülen şartlarla haczedilen malın değerinin yüzde on beşinden az olmamak üzere tazminat gündeme gelebilir.
Bu yaptırımların uygulanması, ilgili kanuni şartların gerçekleşmesine bağlıdır.
13. Aile İşletmelerinde İstihkak Uyuşmazlıklarının Önlenmesi
Aile üyelerinin benzer ticari faaliyetler yürütmesi hukuka aykırı değildir. Bununla birlikte işletmelerin hesaplarının, demirbaşlarının, personel kayıtlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması ileride ciddi uyuşmazlıklara neden olabilir.
Ayrı işletmeler adına edinilen makinelerin faturalarının muhafaza edilmesi, ödemelerin banka üzerinden belgelenmesi, ticari defterlerin gerçeğe uygun tutulması ve malvarlığı devirlerinin hukuki nedeninin açıklanabilir olması önemlidir.
Şirketler arasındaki işlemlerin gerçek ticari karşılıklarının bulunması hem alacaklıların haklarının korunması hem de üçüncü kişilerin mülkiyet haklarının belirlenmesi bakımından gereklidir.
Özellikle bir şirketin ekonomik güçlük yaşadığı dönemlerde gerçekleştirilen mal devirleri, yeni işletme kuruluşları ve ortaklık değişiklikleri daha ayrıntılı incelemeye konu olabilir. Bu işlemlerin tamamının muvazaalı olduğu söylenemeyeceği gibi, yalnızca şeklen düzenlenmiş sözleşmeler bulunmasının da her durumda yeterli koruma sağlayacağı düşünülemez.
14. Sıkça Sorulan Sorular
Babamın veya aile üyemin borcundan dolayı benim işyerime haciz yapılabilir mi?
Alacaklı tarafından bir işyerine haciz için gidilmesi ile o işyerindeki malların hukuken borçluya ait olması aynı şey değildir. Malların gerçekten üçüncü kişiye ait olması ve kanuni şartların bulunması hâlinde istihkak iddiası ileri sürülebilir. Akrabalık tek başına mülkiyetin borçluya ait olduğunu göstermez.
Borçlu şirketle aynı sektörde faaliyet göstermek organik bağ oluşturur mu?
Tek başına oluşturmaz. Organik bağın değerlendirilmesinde ticari bağımlılık, malvarlığı hareketleri, ortaklık ilişkileri, yönetim yapısı ve danışıklı işlemler gibi olgular birlikte incelenir.
Haciz sırasında eski şirkete ait senet veya fatura bulunursa ne olur?
Bu belgeler delil olarak değerlendirilebilir. Ancak bunların hangi tarihe ait olduğu, ne amaçla saklandığı ve hacizli mallarla ilişkisinin bulunup bulunmadığı önemlidir. Eski evrakların bulunması otomatik olarak üçüncü kişiye ait bütün malların borçluya ait olduğu sonucunu doğurmaz.
Vergi levhasının benim adıma olması haczi engeller mi?
Vergi levhası işletmenin faaliyetini gösteren önemli bir belge olabilir. Ancak hacizli malların mülkiyetini tek başına kesin biçimde ispatlamaz. Diğer resmî kayıtlar ve edinim belgeleriyle birlikte değerlendirilir.
Haczedilen malların faturası yoksa istihkak davası kaybedilir mi?
Mutlaka kaybedileceği söylenemez. İspat, uygulanacak mülkiyet karinesine ve somut delillere bağlıdır. Fatura bulunmaması önemli bir eksiklik oluşturabilse de banka hareketleri, ticari defterler, tanık beyanları ve diğer deliller dikkate alınabilir.
İstihkak davası açılınca haciz kalkar mı?
Davanın açılması haczi kendiliğinden kaldırmaz. Haczin kaldırılması, uygulanacak prosedüre ve mahkemenin vereceği karara bağlıdır.
İstihkak davasında kim ispat yapmak zorundadır?
İspat yükü, malın haciz sırasında kimin zilyetliğinde olduğuna ve uygulanacak kanuni karineye göre değişir. Yalnız üçüncü kişinin zilyetliğinde haczedilen mallar bakımından kural olarak mülkiyet karinesinin aksini ispat yükü alacaklıdadır.
Sonuç: Alacaklının Tahsil Hakkı, Üçüncü Kişinin Mülkiyet Hakkını Ortadan Kaldırmaz
İcra takibinin amacı alacaklının hukuken korunmaya değer alacağını tahsil etmesini sağlamaktır. Ancak bu amaç, borçlu dışındaki kişilerin malvarlıklarının hiçbir araştırma yapılmadan haczedilmesini haklı kılmaz.
Diğer taraftan hukuki kişiliklerin ayrılığı ilkesi de alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemlerin korunması için kullanılamaz.
İstihkak uyuşmazlıklarında belirleyici olan, taraflar arasındaki akrabalık ilişkisi veya şirket unvanlarının benzerliği değil; haciz tarihindeki zilyetlik durumu, taşınırların gerçek mülkiyeti, işletmelerin ekonomik bağımsızlığı ve ileri sürülen iddiaların somut delillerle ispatlanmasıdır.
Yargıtayın güncel içtihatları da organik bağın her olayın koşullarına göre dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bir şirketin borcu, aralarında yalnızca ailevi veya ticari ilişki bulunan başka bir kişinin borcu hâline kendiliğinden gelmez. Bununla birlikte şekli ayrılığın arkasında alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler bulunması hâlinde farklı hukuki sonuçlar doğabilir.
Bu iki ilke arasındaki denge, istihkak hukukunun temelini oluşturmaktadır.
Hukuki Dayanaklar ve Emsal Kararlar
Mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 16, 96, 97, 97/a, 99; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2026, E. 2025/428, K. 2026/199
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 18.02.2026, E. 2025/8733, K. 2026/1066
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 19.02.2025, E. 2024/7413, K. 2025/1388
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 14.09.2023, E. 2022/12677, K. 2023/5008
Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her uyuşmazlık, kendi somut olayı ve delilleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
İstihkak Davalarında Organik Bağın İspatı ve Yargıtay Kararları
Borçlu şirket ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, özellikle haczedilen malların mülkiyeti ve alacaklılardan mal kaçırma iddiaları bakımından önem taşımaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli, E. 2025/428, K. 2026/199 sayılı kararı, organik bağın ispatında dikkate alınması gereken ölçütleri ortaya koymaktadır. Konunun ayrıntılı hukuki değerlendirmesine İstihkak Davalarında Organik Bağın İspatı ve Yargıtay HGK 2026 Kararı başlıklı incelememizden ulaşabilirsiniz.



