İstihkak Davalarında Organik Bağ Nasıl İspatlanır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2026 Tarihli Kararı Işığında Hukuki İnceleme
Bir şirketin borçları nedeniyle başka bir şirketin veya aynı aileden bir kişinin malvarlığı haczedilebilir mi? Şirketler arasında organik bağ bulunduğu iddiası, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını hangi şartlarda etkiler?
İcra ve iflas hukukunda bu sorular, özellikle aile şirketleri, aynı sektörde faaliyet gösteren işletmeler ve ekonomik güçlük yaşayan şirketlerin ardından kurulan yeni ticari yapılar bakımından önem taşımaktadır.
Alacaklı, borçlu şirketin malvarlığının başka bir işletmeye aktarıldığını veya ekonomik faaliyetinin görünüşte farklı bir şirket üzerinden devam ettirildiğini ileri sürebilir. Üçüncü kişi ise haczedilen malların kendisine ait olduğunu, işletmeler arasında bağımsızlık bulunduğunu ve borçlu şirketin borçlarından sorumlu tutulamayacağını savunabilir.
Bu uyuşmazlıkların çözümünde şirket unvanlarının, ortakların veya faaliyet alanlarının benzer olması tek başına belirleyici değildir. Asıl inceleme, işletmeler arasındaki ekonomik ilişkinin mahiyetine, malvarlıklarının gerçek sahipliğine ve ileri sürülen danışıklı işlemlerin ispatına yönelmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli, 2025/428 Esas ve 2026/199 Karar sayılı ilamı, istihkak davalarında organik bağ, mülkiyet karinesi ve ispat yükünün değerlendirilmesi açısından önemli ilkeler ortaya koymaktadır.
Bu incelemede söz konusu Hukuk Genel Kurulu kararı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin farklı sonuçlara ulaşan kararlarıyla birlikte ele alınmaktadır.
1.İcra Hukukunda Organik Bağ Nedir?
Organik bağ, farklı hukuki kişilikler arasında şeklen mevcut olan ayrılığa rağmen, bunların ekonomik ve fiilî ilişkilerinin belirli koşullarda birlikte değerlendirilmesini gerektiren hukuki bir kavramdır.
Ticaret hukukunda sermaye şirketlerinin malvarlıkları, kural olarak ortaklarının ve başka şirketlerin malvarlıklarından ayrıdır. Limited şirketin borcundan dolayı şirket ortağının veya başka bir şirketin mallarına doğrudan başvurulması genel bir kural değildir.
Bununla birlikte hukuki kişiliklerin ayrılığı, dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanılamaz.
Bir şirketin malvarlığının sistematik olarak başka bir şirkete aktarılması, borçlu şirketin ekonomik yönden boşaltılması ve alacaklıların tahsil imkânının ortadan kaldırılması gibi durumlarda organik bağ tartışması ortaya çıkabilir.
Organik bağın temel hukuki dayanaklarından biri, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır.
Ancak organik bağın bulunması ile farklı şirketlerin aynı borçtan otomatik olarak sorumlu olması aynı şey değildir. Organik bağın hukuki sonuçları, ileri sürülen talebin niteliği ve somut olayın koşulları çerçevesinde belirlenmelidir.
2.Organik Bağ ile Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Aynı Şey midir?
Bu iki kavram birbiriyle bağlantılı olmakla birlikte her durumda özdeş değildir.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişiliklerin ayrılığı veya sınırlı sorumluluk ilkelerinin kötüye kullanılmasının önlenmesi amacıyla, istisnai olarak şekli ayrılığın ötesindeki ilişkilere hukuki sonuç bağlanmasıdır.
Organik bağ ise işletmeler arasındaki ekonomik bütünlüğün, yönetim ilişkilerinin, ortak faaliyetlerin ve malvarlığı hareketlerinin değerlendirilmesinde kullanılan daha geniş bir hukuki bağlantı kavramıdır.
Bu nedenle bir işletmenin diğer şirketle bağlantılı olduğunun tespit edilmesi, kendiliğinden bütün malvarlığının haczedilebileceği anlamına gelmez.
İcra takibi bakımından ayrıca hangi mal üzerinde hangi kişinin hak sahibi olduğunun ve istihkak iddiasına karşı ileri sürülen olguların kanıtlanıp kanıtlanmadığının belirlenmesi gerekir.
Hukuki güvenlik açısından organik bağ değerlendirmesinin sınırları açık tutulmalıdır. Aksi hâlde ticari faaliyetlerini bağımsız olarak sürdüren kişilerin yalnızca ortaklık, akrabalık veya iş ilişkileri nedeniyle başkalarının borçlarından etkilenmesi söz konusu olabilir.
3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 Tarihli Kararı
Karar Künyesi
- Mahkeme: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
- Karar tarihi: 01.04.2026
- Esas No: 2025/428
- Karar No: 2026/199
- Konu: İstihkak iddiasının reddi, mülkiyet karinesi ve organik bağ
- Sonuç: Üçüncü kişi lehindeki direnme kararının onanması
3.1. Uyuşmazlık nasıl ortaya çıktı?
Karara konu olayda alacaklı, borçlu şirketin faaliyetlerini üçüncü kişi şirkete ait görünen işyeri üzerinden sürdürdüğünü ve şirketler arasında organik bağ bulunduğunu ileri sürmüştür.
Alacaklı tarafından, şirketler arasındaki ortaklık ilişkileri, faaliyet alanlarının benzerliği, pay devirleri, çalışan hareketleri ve ticari kayıtlar organik bağ iddiasının dayanakları olarak gösterilmiştir.
Buna karşılık üçüncü kişi şirket, haczedilen malların kendisine ait olduğunu, borçlu şirketle ayrı hukuki kişiliklere sahip olduklarını ve malvarlığı devri yoluyla alacaklılardan mal kaçırma amacı bulunmadığını savunmuştur.
İlk derece mahkemesi, hacizli malların üçüncü kişi şirkete ait olduğu ve organik bağ iddiasının ispatlanamadığı sonucuna ulaşarak alacaklının davasını reddetmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı uygun bulmuş; ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, şirketler arasındaki ilişkilerin danışıklılık oluşturduğu değerlendirmesiyle bozma kararı vermiştir.
İlk derece mahkemesinin bozma kararına direnmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kuruluna taşınmıştır.
3.2. Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesi
Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığı yalnızca şirketler arasında bağlantı bulunup bulunmadığı üzerinden değerlendirmemiştir.
Kurul; haczin yapıldığı adresi, şirketlerin kuruluş tarihlerini, faaliyet alanlarını, pay devirlerini, çalışan kayıtlarını, araç hareketlerini, ticari defterleri ve haczedilen malların edinim belgelerini birlikte incelemiştir.
Değerlendirmede üçüncü kişi şirketin borçlu şirketten ve takip konusu borcun doğumundan önce kurulmuş olması dikkate alınmıştır.
Ayrıca borçlu şirketin haciz yapılan adreste faaliyet gösterdiğinin kanıtlanamaması, benzer iş kolunun tek başına ekonomik bağımlılık anlamına gelmemesi ve pay devirlerinin kötü niyetli olduğunun ispatlanamaması üzerinde durulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu, somut olayda alacaklının organik bağ iddiasını ve üçüncü kişi lehine işleyen mülkiyet karinesinin aksini ispatlayamadığı sonucuna ulaşmıştır.
Böylece üçüncü kişi lehindeki direnme kararı onanmıştır.
Kararın temel hukuki sonucu şudur: Organik bağ iddiasını ileri süren alacaklı, bu iddiasını şirketler arasındaki yüzeysel benzerliklerden daha ileri giden somut olgularla ispatlamalıdır.
4.Organik Bağın İspatında Şirketlerin Kuruluş Tarihinin Önemi
Şirketler arasındaki organik bağ tartışmasında kuruluş tarihleri önemli delillerden biridir.
Özellikle borcun doğumundan sonra kurulan üçüncü kişi şirketin, borçlu şirketin malvarlığını veya ticari faaliyetini devraldığı iddia ediliyorsa kuruluşun zamanlaması araştırılmalıdır.
Buna karşılık üçüncü kişi şirketin borçlu şirketten ve borcun doğumundan çok önce kurulmuş olması, bağımsız ticari faaliyetin varlığını destekleyen bir gösterge olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2026/199 sayılı kararında üçüncü kişi şirketin 2007 yılında, borçlu şirketin ise 2012 yılında kurulduğu tespit edilmiştir.
Takip konusu borcun doğum tarihi ise 2016 yılıdır.
Bu kronoloji, üçüncü kişi şirketin yalnızca söz konusu borçtan kaçınmak amacıyla sonradan oluşturulduğu iddiasının değerlendirilmesinde önem taşımıştır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, eski tarihli bir şirketin hiçbir şekilde muvazaalı işlemlere taraf olamayacağının söylenememesidir.
Kuruluş tarihi tek başına kesin delil değildir. Şirketin daha sonra gerçekleştirdiği malvarlığı hareketleri de araştırılmalıdır.
5.Aynı Sektörde Faaliyet Gösteren Şirketler Arasında Organik Bağ Bulunur mu?
İki şirketin aynı sektörde faaliyet göstermesi, aralarında ekonomik ilişki veya rekabet bulunduğunu gösterebilir. Ancak bu olgu doğrudan malvarlıklarının birbirine ait olduğu sonucunu doğurmaz.
Aynı şehirdeki iki inşaat şirketi, iki nakliye işletmesi veya iki sanayi kuruluşu benzer makine ve ekipmanlar kullanabilir. Çalışanlarının geçmişte aynı işletmelerde çalışmış olması da ticari hayatın olağan akışı içerisinde gerçekleşebilir.
Organik bağın değerlendirilmesinde asıl önemli olan, işletmelerin bağımsız karar alma ve ekonomik faaliyet yürütme kapasiteleridir.
Örneğin şirketlerin banka hesaplarının karışması, borçlu şirketin mallarının bedelsiz aktarılması veya üçüncü kişi şirketin yalnızca borçlu şirketin faaliyetlerini sürdürmek amacıyla görünüşte kullanılması farklı sonuçlar doğurabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2026 tarihli kararında benzer faaliyet alanlarının organik bağ için tek başına yeterli olmadığını kabul etmiştir.
Bu yaklaşım, ticari faaliyetin ve mülkiyet hakkının korunması bakımından önem taşımaktadır.
6.Aynı İşçilerin İki Şirkette Çalışması Organik Bağı İspatlar mı?
Organik bağın ispatında Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları sıklıkla başvurulan deliller arasındadır.
Çalışanların borçlu şirketten ayrıldıktan sonra üçüncü kişi şirkette çalışmaya başlaması, işletmeler arasında faaliyet devamlılığı olup olmadığının incelenmesini gerektirebilir.
Ancak yalnızca personel geçişinin bulunması kesin olarak organik bağ oluşturmaz.
Hukuk Genel Kurulunun 2026/199 sayılı kararında bilirkişi incelemesiyle bir şirkette farklı dönemlerde 1.132, diğer şirkette ise 104 sigortalının çalıştığı; bunlardan yalnızca 10 kişinin her iki şirkette de farklı tarihlerde sigorta kayıtlarının bulunduğu belirlenmiştir.
Kurul, aynı veya benzer iş kolunda faaliyet gösteren şirketler arasındaki bu sınırlı çalışan kesişimini, somut olayda ticari hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirmiştir.
Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç, SGK kayıtlarının yalnızca çalışan isimleri yönünden değil; çalışan sayıları, geçiş oranları, tarihler ve işletmelerin faaliyet hacimleri bakımından değerlendirilmesi gerektiğidir.
On kişilik çalışan kesişimi, binlerce personel hareketinin bulunduğu bir iş kolunda farklı anlam taşıyabilirken, küçük bir işletmenin bütün çalışanlarının kısa sürede başka bir işletmeye aktarılması farklı bir değerlendirme gerektirebilir.
Dolayısıyla çalışan geçişleri sayısal ve ekonomik bağlamından koparılarak değerlendirilmemelidir.
7.Borçlu Şirkete Ait Eski Evrakların Bulunması Organik Bağ İçin Yeterli midir?
İstihkak uyuşmazlıklarında özellikle haciz mahallinde bulunan eski faturalar, senetler, sözleşmeler, muhasebe kayıtları ve bilgisayar belgeleri üzerinde durulmaktadır.
Bu belgeler taraflar arasında geçmişte hukuki veya ticari ilişki bulunduğunu gösterebilir. Ancak belgenin varlığı ile haczedilen malın mülkiyeti aynı husus değildir.
Belgenin düzenlenme tarihi, içeriği, hangi işletmeye ilişkin olduğu, nerede bulunduğu ve hacizli mallarla bağlantısı ayrı araştırılmalıdır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli kararı
- 2025/8733, K. 2026/1066
Bu kararda haciz, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste değil, üçüncü kişi şirketin ticaret sicilinde kayıtlı işyerinde yapılmıştır.
Haciz mahallinde borçlu şirketle bağlantılı belgeler bulunduğu, borçlu kişinin üçüncü kişi şirkette çalıştığı ve şirketlerin benzer faaliyet alanlarına sahip olduğu ileri sürülmüştür.
Yargıtay, borçluya ait olduğu belirtilen evrakların bir kısmının güncel olmadığını ve bir kısmının da takip borçlusu olmayan farklı bir şirkete ait olduğunu dikkate almıştır.
Borçlunun üçüncü kişi işyerinde sigortalı olarak çalışması ve taraflar arasındaki diğer bağlantıların, danışıklılık iddiası yönünden istihkak davasında değerlendirilebileceğini belirterek İİK 97 prosedürünün uygulanmasına ilişkin şikâyetin reddini hukuka uygun bulmamıştır.
Bu karar doğrudan mülkiyetin kesin olarak kime ait olduğuna ilişkin bir hüküm değildir.
Kararın önemi, haciz sırasında görülen bağlantıların hangi istihkak prosedürünün uygulanacağını belirlerken nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymasıdır.
Benzer şekilde Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.09.2023 tarihli, E. 2022/12677, K. 2023/5008 sayılı kararı da eski tarihli bilgisayar kayıtları ile akrabalık ve faaliyet alanı benzerliğinin, somut olayda üçüncü kişi lehine mülkiyet karinesini çürütmeye yeterli görülmemesi bakımından önem taşımaktadır.
8. Organik Bağın Kabul Edildiği Yargıtay Kararı: 19.02.2025
Organik bağ konusundaki değerlendirme yalnızca üçüncü kişinin mülkiyet hakkını koruyan kararlardan ibaret değildir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19.02.2025 tarihli, E. 2024/7413, K. 2025/1388 sayılı kararı, farklı bir sonuca ulaşılması bakımından dikkat çekicidir.
Bu uyuşmazlıkta haciz, üçüncü kişi şirketin ticaret sicil adresinde gerçekleştirilmiştir.
Ancak üçüncü kişi şirketin takip konusu borcun doğumundan sonra kurulması, şirketler arasındaki ortaklık ve akrabalık ilişkileri, faaliyet alanlarının aynı olması, bazı çalışanların her iki şirkette çalışması ve borçlu şirketin faaliyetlerine ilişkin tespitler birlikte değerlendirilmiştir.
Ayrıca üçüncü kişinin sunduğu faturaların haczedilen malları ayırt etmeye elverişli olmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay, bu olguları bir bütün olarak değerlendirerek borçlu ile üçüncü kişi arasında alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
Bu karar özellikle şu açıdan önemlidir:
Üçüncü kişinin işyerinde haciz yapılması ve şirketlerin hukuken ayrı kişiler olması, organik bağ ve muvazaa iddiasının somut delillerle ispatlanması hâlinde istihkak iddiasının mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez.
Dolayısıyla istihkak davalarında şekli kayıtlar kadar ekonomik gerçeklik de araştırılmalıdır.
9. İki Farklı Yargıtay Kararı Neden Farklı Sonuçlara Ulaştı?
2026 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararıyla 2025 tarihli Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı, organik bağ konusunda birbirine zıt genel hukuk kuralları benimsememektedir.
Farklılık, esasen somut olaylarda ileri sürülen delillerin birlikte değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
Üçüncü kişi lehine sonuçlanan 2026 tarihli HGK kararında
Üçüncü kişi şirketin borçtan önce kurulması, bağımsız ticari faaliyetinin bulunması, şirketler arasındaki çalışan geçişlerinin olağan kabul edilmesi ve haczedilen malların üçüncü kişiye aidiyetinin ticari defterlerle desteklenmesi önem kazanmıştır.
Pay devirlerinin kötü niyetli olduğu ve şirketler arasında alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik ekonomik özdeşlik bulunduğu ispatlanamamıştır.
Alacaklı lehine sonuçlanan 2025 tarihli 12. Hukuk Dairesi kararında
Üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan sonra kurulması, borçlu şirketin faaliyet durumuyla birlikte değerlendirilen ortaklık ve aile ilişkileri, çalışan hareketleri ve haczedilen mallara ilişkin faturaların yetersizliği ön plana çıkmıştır.
Böylece Yargıtay, somut olguların bütünü üzerinden danışıklılık bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
Bu karşılaştırma, organik bağ davalarında tek bir delilden hareketle genelleme yapılmasının sakıncalarını göstermektedir.
10.Organik Bağın İspatında Malvarlığı Transferleri Nasıl Değerlendirilir?
Malvarlığı transferleri, organik bağ iddialarının en önemli inceleme konularındandır.
Borçlu şirketin makinelerini, araçlarını, stoklarını veya diğer değerlerini üçüncü kişi şirkete aktarması, özellikle borcun doğumundan sonraki dönemde gerçekleşmişse ayrıntılı biçimde araştırılabilir.
Ancak her devir muvazaalı değildir.
Gerçek satış işlemleri, finansman kuruluşlarının gerçekleştirdiği işlemler, leasing ilişkileri veya ticari faaliyet kapsamında yapılan bedelli devirler hukuken geçerli olabilir.
2026 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararında, borçlu şirketten bir finansman kuruluşu tarafından geri alınan bazı araçların daha sonra üçüncü kişi şirkete satıldığı belirlenmiştir.
Kurul, bu işlemleri diğer kayıtlarla birlikte inceleyerek mal kaçırma amacının ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu yaklaşım, malın borçlu şirketten çıkmış olmasının tek başına muvazaa anlamına gelmediğini göstermektedir.
İnceleme sırasında devir bedelinin piyasa koşullarına uygunluğu, ödeme belgeleri, aradaki bağımsız üçüncü kişiler, işlemlerin zamanlaması ve ticari defter kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.
11.İstihkak Davasında Organik Bağı Kim İspatlamalıdır?
İstihkak davalarında ispat yükünün belirlenmesinde, haczedilen malların haciz anında kimin zilyetliğinde bulunduğu önem taşır.
İİK 97/a maddesi mülkiyet karinesine ilişkin hükümler içerirken, İİK 99 üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunan mallar bakımından özel bir usul öngörmektedir.
Taşınır mal yalnızca üçüncü kişinin zilyetliğinde haczedilmişse mülkiyet karinesi kural olarak üçüncü kişi lehine işler.
Bu durumda haczedilen malların gerçekte borçluya ait olduğunu veya organik bağın ileri sürülen hukuki sonucu doğuracak biçimde mevcut bulunduğunu ispat yükü alacaklıya aittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2026/199 sayılı kararında da organik bağın varlığını ispat yükünün, bu iddiadan lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen alacaklı üzerinde olduğu kabul edilmiştir.
Buna karşılık malın borçlunun zilyetliğinde veya borçlu ile üçüncü kişinin ortak zilyetliğinde bulunması durumunda farklı mülkiyet karinesi ve ispat kuralları uygulanabilir.
Bu nedenle istihkak davasında önce zilyetlik, ardından organik bağ ve mülkiyete ilişkin deliller değerlendirilmelidir.
12.Organik Bağın İspatında Hangi Deliller Önemlidir?
Organik bağ iddialarının sağlıklı değerlendirilmesi için şirketler arasındaki ilişkinin tarihsel gelişiminin ortaya konulması gerekir.
Ticaret sicili kayıtları, şirketlerin kuruluş tarihlerini, pay devirlerini, müdür ve ortaklık yapılarını ve adres değişikliklerini gösterir.
Vergi dairesi kayıtları, işletmelerin faaliyet adreslerini, işe başlama ve terk tarihlerini, yoklama tutanaklarını ve mükellefiyet durumlarını ortaya koyabilir.
SGK kayıtları, çalışan geçişlerinin sayısını, tarihlerini ve niteliğini belirlemek bakımından önemlidir.
Ticari defterler, makinelerin, stokların ve demirbaşların hangi işletmeye ait olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.
Faturalar ve banka kayıtları, edinim işlemlerinin gerçek olup olmadığının incelenmesini sağlar.
Makine ve ekipmanların seri numaraları, hacizli mallar ile mülkiyet belgeleri arasında bağlantı kurulmasına yardımcı olur.
Finansman, leasing, kiralama ve satış sözleşmeleri, malvarlığı transferlerinin gerçek hukuki sebebini açıklayabilir.
Ayrıca bilirkişi incelemeleriyle şirketlerin gerçek ekonomik faaliyetleri, malvarlıklarının hareketleri ve belgelerin ticari kayıtlarla uyumluluğu araştırılabilir.
Her delilin ispat gücü diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
13.Organik Bağ İddiasında Hakların Kötüye Kullanılması Yasağının Sınırı
Organik bağ değerlendirmesinin önemli dayanaklarından biri TMK 2. maddedeki hakkın kötüye kullanılması yasağıdır.
Ancak bu hüküm, ayrı hukuki kişiliklere sahip herkesin malvarlığının kolaylıkla birbirine karıştırılmasını sağlayan sınırsız bir yetki değildir.
Hukuk Genel Kurulu, organik bağın istisnai ve son çare niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.
Bunun nedeni hukuki güvenliğin korunmasıdır.
Şirketlerin bağımsız ekonomik faaliyetlerinin yalnızca soyadı, ticari çevre veya çalışan benzerliği üzerinden ortadan kaldırılması, hukuki öngörülebilirlikle bağdaşmaz.
Bununla birlikte şirket malvarlığının sistematik biçimde başka bir şirkete aktarılması, karşılıksız veya açıkça orantısız işlemler yapılması ve alacaklıların haklarının bilinçli olarak ihlal edilmesi de hukuk düzeni tarafından korunamaz.
Denge, somut olayın delillerinde aranmalıdır.
14.Sıkça Sorulan Sorular
Şirketlerin ortaklarının akraba olması organik bağ için yeterli midir?
Hayır. Akrabalık ilişkisi araştırılabilecek bir olgudur, ancak tek başına organik bağın varlığını veya haczedilen malların borçluya ait olduğunu kanıtlamaz.
Borçlu şirketin kapanmasından sonra yeni şirket kurulması muvazaa sayılır mı?
Kendiliğinden muvazaa sayılmaz. Ancak yeni şirketin kuruluş tarihi, borçlu şirketin malvarlığı hareketleri, personel geçişleri ve gerçek ekonomik faaliyetleri birlikte değerlendirilebilir.
İki şirkette aynı işçilerin çalışması organik bağı kanıtlar mı?
Tek başına kanıtlamaz. Çalışan geçişlerinin sayısı, tarihleri, faaliyet alanı ve işletmelerin büyüklükleri önemlidir.
Aynı adreste faaliyet gösteren şirketler tek şirket sayılır mı?
Hayır. Adres ortaklığı önemli bir emare olabilir ancak hukuki kişiliklerin ve malvarlıklarının özdeşliği sonucunu kendiliğinden doğurmaz.
Eski faturalar veya senetler organik bağın delili midir?
Delil olarak değerlendirilebilir. Ancak belgelerin tarihi, güncelliği, hangi işletmeyle ilgili olduğu ve haczedilen mallarla bağlantısı önemlidir.
Üçüncü kişi lehine olan mülkiyet karinesi çürütülebilir mi?
Evet. Yasal mülkiyet karinesinin aksi somut delillerle ispatlanabilir. Hangi tarafın ispat yükü altında bulunduğu haciz sırasındaki zilyetlik durumuna bağlıdır.
Sonuç: Organik Bağ Varsayımlarla Değil, Somut Delillerle İspatlanmalıdır
İstihkak davalarında organik bağ, hem alacaklının tahsil hakkı hem de üçüncü kişinin mülkiyet hakkı açısından önemli sonuçlar doğurabilen hukuki bir değerlendirme alanıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli kararı, organik bağ iddiasının yalnızca şirketler arasındaki benzerliklere dayandırılamayacağını; gerçek ekonomik bağımlılık, danışıklı işlemler, malvarlığı hareketleri ve alacaklılardan mal kaçırma amacının somut olgularla değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Buna karşılık 19.02.2025 tarihli Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı, kuruluş tarihleri, ortaklık ilişkileri, çalışan hareketleri ve mülkiyet belgelerinin yetersizliğinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda organik bağ ve danışıklılığın kabul edilebileceğini göstermektedir.
Bu kararlar birlikte okunduğunda, organik bağın ne her akrabalık veya ticari benzerlikte kabul edilebileceği ne de şirketlerin şeklen ayrı olması gerekçesiyle her durumda reddedilebileceği anlaşılmaktadır.

Hukuki açıdan belirleyici olan, şirketlerin isimlerinin farklılığı değil; ekonomik faaliyetlerinin gerçek niteliği, malvarlıklarının aidiyeti ve ileri sürülen kötü niyetli işlemlerin ispatıdır.
Bu nedenle istihkak yargılamasında haciz tutanağından ticari defterlere, banka kayıtlarından SGK kayıtlarına kadar bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
İcra ve iflas hukukundaki takip, haciz ve uyuşmazlık türleri hakkında genel bilgi için İcra ve İflas Hukuku sayfası incelenebilir.
İncelenen Yargıtay Kararları
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2026, E. 2025/428, K. 2026/199. İstihkak iddiasının reddi, organik bağın ispatı ve mülkiyet karinesi. Kararın tam metni
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 18.02.2026, E. 2025/8733, K. 2026/1066. İİK 97–99 prosedürü ve üçüncü kişi zilyetliği. Kararın tam metni
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 19.02.2025, E. 2024/7413, K. 2025/1388. Organik bağ, danışıklı işlemler ve istihkak iddiasının reddi. Kararın tam metni
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 14.09.2023, E. 2022/12677, K. 2023/5008. Üçüncü kişi lehine mülkiyet karinesi ve İİK 99 uygulaması. Kararın tam metni
Mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 96, 97, 97/a, 99; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2.
Bu inceleme, ilgili mevzuat ve yayımlanmış yargı kararları çerçevesinde genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıkların özelliklerine göre farklı hukuki değerlendirmeler yapılabilir.



